e-ISSN 2147-8325
Volume : 9 Issue : 3 Year : 2022
Veri Tabanları
Uygulamalar
Üyelikler
TÜRK İMMÜNOLOJİ DERGİSİ - Turk J Immunol: 9 (3)
Cilt: 9  Sayı: 3 - 2021
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - IV

3.
Yayın Politikaları ve Yazım Rehberi
Publication Policies and Writing Guide

Sayfalar V - VIII

4.
İçindekiler
Contents

Sayfalar IX - X

5.
Editörden
Editorial

Sayfa XI

DERLEME
6.
Dost ya da Düşman? Akciğer Naklinde Doğal Lenfoid Hücrelerin Potansiyel Rolleri
Friend or Foe? The Potential Roles of Innate Lymphoid Cells in Lung Transplantation
Halil İbrahim Bulut, Akif Turna
doi: 10.4274/tji.galenos.2021.69885  Sayfalar 105 - 113
Solunum yolu hastalıkları dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biridir. Gelişen teknik ve immünosüpresif tedavi yaklaşımları ile akciğer nakli operasyonlarının sayısı artmıştır. Ne yazık ki, akciğer transplantasyonundaki gelişmelere rağmen hastalardaki yaşam beklentisi, diğer katı organ nakillerinde olduğu kadar iyileşmemiştir. Akciğer nakli başarısızlıkları genellikle bağışıklık tepkilerinden kaynaklanır. Bu sebeple araştırmacılar, akciğer nakli operasyonlarının başarısını artırmak için transplantasyon immünolojisine odaklanmaktadır. Doğal lenfoid hücreler (DLH’ler) yakın zamanda tanımlanmış bağışıklık hücreleridir ve araştırmacılar son yıllarda bu hücrelere yoğun bir şekilde odaklanmışlardır. DLH’ler, enflamatuvar sitokinleri eksprese ederek veya ligandlar üreterek bağışıklık tepkilerinde çeşitli ve etkin roller oynamaktadır. DLH’lerin özellikleri kanser, otoimmün hastalıklar ve transplantasyon redleri gibi farklı hastalıkların patogenezinde araştırılmaktadır. Bu derlemede, DLH’lerin akciğer transplantasyonu toleransında veya primer greft disfonksiyonu, kronik akciğer reddi ve akut akciğer reddi gibi transplantasyon başarısızlıklarında rolleri ve potansiyel rolleri tartışılmaktadır.
Respiratory diseases are one of the major causes of death worldwide. With the developing technique and immunosuppressive treatment approaches, the number of lung transplant operations has increased. Unfortunately, despite improvements in lung transplantation, the life expectancy of lung transplant recipients has not improved as much as with other solid organ transplants. Rejection of transplanted lung is generally caused by immune responses. Thence, researchers focus on transplantation immunology for improving the results of lung transplantations. The innate lymphoid cells (ILCs) are recently identified immune cells and investigators have focused heavily on these cells over the last years. ILCs are playing various roles in immune responses by expressing inflammatory cytokines or producing ligands. The properties of ILCs are being investigated in the pathogenesis of different diseases such as cancer, autoimmune diseases, and transplantation rejections. This review discusses the roles and potential roles of ILCs in lung transplantation tolerance or in transplantation failures such as primary graft dysfunction, chronic lung rejection, and acute lung rejection.

ORIJINAL ARAŞTIRMA
7.
Aktif Tüberkülozlu Türk Hastalarda Sitokin Sinyali Baskılayıcı Gen Polimorfizmlerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Cytokine Signal Suppressor Gene Polymorphisms in Turkish Patients with Active Tuberculosis
Leyla Ersoy, Ahmet Ata Özçimen, Mahmut Ülger, Mukadder Çalıkoğlu, Gönül Aslan
doi: 10.4274/tji.galenos.2021.09709  Sayfalar 114 - 119
Amaç: Küresel bir sağlık sorunu olmaya devam eden tüberküloz (TB), çevresel faktörler ve konakçı genetik faktörlerinin etkisindedir. Bu çalışmada TB’li hastalarda sitokin sinyali baskılayıcı (SOCS)-1 geni promotör bölgesinde yer alan -1478CA/del (rs33989964) ve ekson-2 bölgesinde bulunan 1335G/C (rs11549428) tek nükleotid polimorfizmlerinin (single nücleotid polymorphism - SNP) TB’ye yatkınlık ya da direnç durumuyla ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, klinik örneğinin kültüründe Mycobacterium tuberculosis kompleks izole edilen 90 TB hastası ile kontrol grubu olarak 90 sağlıklı kan donörü dahil edildi. Araştırılan SNP’lerin belirlenmesi için polimeraz zincir reaksiyonu ve restriksiyon parça uzunluk polimorfizm yöntemleri kullanıldı.
Bulgular: SOCS-1 geni promotör bölgesinde bulunan -1478CA/del SNP’si, hasta ve sağlıklı kontrol grubunda Hardy-Weinberg dengesinde bulunurken, gruplar arasında allel sıklığı (p=0.327) ve genotip dağılımı (p=0.291) bakımından anlamlı bir ilişki tespit edilmedi. SOCS-1 geni ekson- 2’de bulunan 1335G/C SNP analizine göre hasta ve kontrol grubunun tamamında C alleli bulundu, istatistiksel değerlendirme yapılmadı.
Sonuç: Çalışma sonucunda SOCS-1 geninde bulunan SNP’ler ile TB’ye direnç ya da duyarlılık arasında ilişki saptanmadı. Bu çalışma için araştırılması gereken SOCS-1 geni üstünde farklı polimorfizmlerin de olabileceği akılda tutulmalıdır.
Objective: Tuberculosis (TB), which continues to be a global health problem, is under the influence of environmental factors and host genetic factors. In this study, -1478CA/del (rs33989964) located in the cytokine signal suppressor (SOCS)-1 gene promoter region and 1335G/C (rs11549428) located in the exon-2 region of single nucleotide polymorphisms (single nucleotide polymorphism - SNP) in TB patients. It was aimed to investigate the relationship between susceptibility or resistance to TB.
Materials and Methods: The study included 90 TB patients with Mycobacterium tuberculosis complex isolated in the culture of clinical specimens and 90 healthy blood donors as a control group. Polymerase chain reaction (PCR) and restriction fragment length polymorphism (RFLP) methods were used to determine the investigated SNPs.
Results: -1478CA/del SNP was found in Hardy-Weinberg balance in the patient and healthy control group. There was no statistically significant relationship between the groups in terms of allele frequency (p=0.327) and genotype distribution (p=0.291). According to the PCR-RFLP results of 1335G/C SNP, the presence of the C allele was detected in all patient and control groups, statistical evaluation could not be performed.
Conclusion: As a result of our study, no relationship was found between SNPs investigated in the SOCS-1 gene region and resistance or susceptibility to TB. For this study, it should be kept in mind that there may be different polymorphisms on the SOCS-1 gene, which is not the subject of our research but needs to be investigated.

8.
18-25 Yaş Arası Bireylerde Çocukluk Çağı Aşıları ile COVID-19 Aşısına Yönelik Aşı Tereddüdü ve Reddinin Değerlendirilmesi
The Evaluation of Vaccine Hesitancy and Refusal for Childhood Vaccines and the COVID-19 Vaccine in Individuals Aged Between 18 and 25 Years
Gonca Soysal, Elif Durukan, Recep Akdur
doi: 10.4274/tji.galenos.2021.35229  Sayfalar 120 - 127
Amaç: Bu çalışmanın amacı, 18-25 yaş arası bireylerde çocukluk çağı aşıları ile Koronavirüs hastalığı-2019 (COVID-19) aşısına yönelik aşı tereddüdü, reddi yaşama durumlarını ve bunlara etki eden faktörleri saptamaktır.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu araştırmada 28 Ocak 2021-19 Şubat 2021 tarihleri arasında Türkiye’de yaşayan 18-25 yaş arası 1.033 kişiye e-posta ve telefon mesaj uygulama araçları ile ulaşılarak online anket formu uygulanmıştır.
Bulgular: Katılımcıların %68.8’i çocuklarına veya gelecekte çocukları olduğunda çocukluk çağı aşılarını yaptırmayı düşünürken %3.1’i reddetmeyi düşünmektedir. Çocukluk çağı aşılarına karşı tereddüt yaşama durumları %11.4’tür. Katılımcıların %36.6’sı COVID-19 aşısını yaptırmayı düşünürken %28.6’sı aşıyı reddetmeyi düşünmektedir. COVID-19 aşısını tereddüt edenlerin oranı ise %34.8’dir. Çocukluk çağı aşılarının tereddüt/ ret durumları yaş ilerledikçe ve çocukluk çağı aşıları ile ilgili olumsuz bilgi edinildiğinde artmaktadır. COVID-19 aşısının kabulü, erkeklerde, COVID-19 virüsünün doğal kaynaklı olduğunu düşünenlerde, bilimsel araştırma makalelerinde araştırma yapanlarda ve Sağlık Bakanlığı’ndan bilgi edinenlerde daha yüksek bulunmuştur.
Sonuç: COVID-19 aşısındaki tereddüt ve ret oranları çocukluk çağı aşılarına göre oldukça yüksektir. Bu da katılımcıların spekülatif haberlerin etkisinde olduğunu göstermektedir. Bu nedenle bu yaş grubuna hem çocukluk çağı aşıları hem de COVID-19 aşısının yararlarıyla ilgili bilimsel kanıtlara dayalı eğitimlerin verilmesi önerilmektedir.
Objective: The aim of this study is to determine vaccine hesitancy and refusal for childhood vaccines and the Coronavirus disease-2019 (COVID-19) vaccine in individuals aged between 18 and 25 years and the affecting factors.
Materials and Methods: In this descriptive study, an online questionnaire was implemented on 1.033 people aged between 18 and 25 years and living in Turkey between January 28, 2021, and February 19, 2021, by reaching them via e-mail and messaging applications.
Results: Among the participants, 68.8% considered getting their children vaccinated, 11.4% were hesitant and 3.1% refused. Among the participants, 36.6% considered getting vaccinated against COVID-19, 34.8% hesitated and 28.6% refused. Hesitation/rejection of childhood vaccines increased with age and when negative information about childhood vaccines was obtained. The acceptance of the COVID-19 vaccine was higher in men, in those who assumed that the COVID-19 virus was of a natural origin, in those who obtained information on the COVID-19 vaccine from the Ministry of Health, and in those who made search in scientific papers.
Conclusion: The rates of hesitation and rejection in the COVID-19 vaccines are quite high compared to childhood vaccines. It shows that participants are influenced by speculative news. Therefore, it is recommended that this age group be given trainings based on scientific evidence regarding both childhood vaccines and the benefits of the COVID-19 vaccine.

9.
Seronegatif Primer Sjögren Sendromu: Böyle Bir İsimlendirme Gerekli mi?
Is There a Need for Such a Naming: Seronegative Primary Sjogren’s Syndrome?
Samet Karahan, Aycan Karabulut
doi: 10.4274/tji.galenos.2021.85047  Sayfalar 128 - 133
Amaç: Romatoid faktör, anti-nükleer antikor, anti-Ro/SSA ve anti-La/SSB gibi otoantikorlar, primer Sjögren sendromunun (PSS) tanısında önemli bir role sahiptir, ancak minör tükürük bezi biyopsisinde en az bir fokus mevcut olduğunda seronegatif PSS tanısı için gerekli değildir. Bu çalışmada, seropozitif ve seronegatif PSS’li hastalar arasındaki klinik ve serolojik farklılıklar araştırılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Haziran 2018-Temmuz 2021 tarihleri arasında üçüncü basamak bir hastane olan Kayseri Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde takip edilen 273 PSS’li hasta çalışmaya dahil edildi. PSS tanısı, 2016 Amerikan Romatoloji Koleji/Romatizmaya Karşı Avrupa Ligi PSS sınıflandırma kriterleri belirlenmiştir. Kırk beş (%16.5) hastada otoantikor saptanmadı ve bu hastalar seronegatif PSS olarak değerlendirildi. Hastaların klinik ve laboratuvar parametreleri hastane veri tabanından geriye dönük olarak toplandı. Seronegatif ve seropozitif PSS’li hastaların klinik ve laboratuvar verileri karşılaştırıldı.
Bulgular: Seropozitif grupta 214 (%93.9), seronegatif grupta 41 (%91.1) kadın hasta vardı. Ortalama tanı yaşı seropozitifler için 47.87±9.07 yıl ve seronegatifler için 44.34±11.48 yıl olarak saptandı (p=0.026). Seronegatifler ve seropozitifler arasında cinsiyet dağılımı, klinik özellikler ve lökopeni, lenfopeni, trombositopeni, hipergamaglobulinemi, hipokomplementemi ve akut faz reaktanı artışı olan hasta sayısı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Seropozitif PSS grubunda C4 ortanca değeri daha düşük, IgG ortanca değeri daha yüksek saptandı.
Sonuç: Seronegatif PSS’li hastalardaki klinik bulgular seropozitif PSS’li hastalardaki bulgular ile örtüşmektedir, ancak seronegatif PSS’li hastalarda daha geç tanı koyulmuştur.
Objective: Autoantibodies such as rheumatoid factor, anti-nuclear antibody, anti-Ro/SSA, and anti-La/SSB have an important role in the diagnosis of primary Sjogren’s syndrome (PSS), but are not essential in seronegative PSS when there is at least one focus in minor salivary gland biopsy. The aim of this study was to compare the clinical and serological differences between patients with seropositive and seronegative PSS.
Materials and Methods: The study included 273 patients with PSS who were followed up at Kayseri City Training and Research Hospital, a tertiary hospital, between June 2018 and July 2021. The diagnosis of PSS was based on the 2016 American College of Rheumatology/European League Against Rheumatism PSS classification criteria. Autoantibodies were not detected in 45 (16.5%) patients, and they were evaluated as having seronegative PSS. Clinical and laboratory parameter data of all the patients were collected retrospectively from the hospital database, and compared between the patients with seronegative PSS and patients with seropositive PSS.
Results: Females constituted 93.9% (n=214) of the seropositive group and 91.1% (n=41) of the seronegative group. The mean age at diagnosis was 47.87±9.07 years in the seropositive group and 44.34±11.48 years in the seronegative group (p=0.026). No statistically significant differences were determined between the groups in terms of sex distribution, clinical features, and the rate of patients with leukopenia, lymphopenia, thrombocytopenia, hypergammaglobulinemia, hypocomplementemia, and increased acute phase reactant. The median C4 value was lower, and the median IgG value was higher in the seropositive PSS group.
Conclusion: Clinical findings in patients with seronegative PSS overlapped with those of patients with seropositive PSS, but diagnosis was made later in patients with seronegative PSS.

10.
Yazar Dizini
Author Index

Sayfa E1
Makale Özeti | Tam Metin PDF

11.
Hakem Dizini
Referee Index

Sayfa E2
Makale Özeti | Tam Metin PDF

12.
Konu Dizini
Subject Index

Sayfa E3
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale