e-ISSN 2147-8325
Volume : 8 Issue : 1 Year : 2022
Veri Tabanları
Uygulamalar
Üyelikler
TÜRK İMMÜNOLOJİ DERGİSİ - Turk J Immunol: 8 (1)
Cilt: 8  Sayı: 1 - 2020
1.
EDİTÖRYAL
EDITORIAL
Günnur Deniz
Sayfa 1
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ORIJINAL ARAŞTIRMA
2.
Physalis minima’nın 7,12 Dimetilbenzantrasen Uygulanmış Farelerde Interferon-g ve İnterlökin 1β Seviyelerine Olan Etkisi
Effect of Physalis minima L. on Interferon-γ and Interleukin-1β Levels in 7,12 Dimethylbenz[a]anthracene Administered Mice
Hary Isnanto, Fatiha Kamilah, Kurnilia Dewi Astuti, Citra Sefrilla Ramadhani, Muhaimin Rifai
doi: 10.25002/tji.2020.1193  Sayfalar 1 - 5
Giriş: Karsinojenik etkileri olan 7,12-Dimetilbenzantrasen (DMBA) aynı zamanda bağışıklık sistemini de baskılar. Physalis minima’nın bu baskılanmayı DMBA verilmiş farelerde interferon γ (IFN-γ ) ve interlökin 1γ (IFN-1β) yolu ile düzenleyebileceği düşünülmektedir. Gereçler ve
Yöntemler: Dişi BALB/c farelere DMBA verildi. Bu DMBA uygulanmış deneklere ayrıca iki hafta boyunca her gün bir kez Physalis ekstresinden verildi. Bu deneklerin IFN-γ ve IFN-1β seviyeleri akan hücre ölçer kullanılarak ölçüldü.
Bulgular: Physalis minima L ekstresi, DMBA verilmiş farelerde IFN-γ ve IFN-1β seviyelerini artırdı (p<0,05).
Sonuçlar: Phsalis minima ekstresi, DMBA uygulanmış farelerde IFN-γ ve IFN-1β seviyelerini artırmaktadır
Introduction: 7.12-Dimethylbenz[a]anthracene (DMBA) is a carcinogenic substance that can have immunosuppressive effects. Physalis minima L. is one of the herbal medicinal substances that was assumed to modulate immunosuppressive effects in DMBA-induced mice toward interferon γ (IFN-γ) and interleukin-1β (IL-1β).
Materials and Methods: Female BALB/c mice were given DMBA. DMBA-induced mice were administered with Physalis extract, once a day for two weeks. The level of IFN-γ and IL-1β were measured using a flow cytometer.
Results: Physalis minima L. extract was able to increase (p<0.05) the level of IFN-γ in DMBA-given groups. Meanwhile, Physalis minima L. extract could increase the level of IL-1β in group C+D1 (p<0,05).
Conclusions: Physalis minima L. extract could increase the level of IFN-γ and IL-1β in DMBA Induced Mice

ORIJINAL ARAŞTIRMA
3.
Kronik Lenfositik Lösemili Hastalarda T Lenfosit Alt Gruplarının Değerlendirilmesi
Evaluation of T Lymphocyte Subgroups in Patients with Chronic Lymphocytic Leukemia
Metin Yusuf Gelmez, Suzan Çınar, Aynur Dağlar Aday, İpek Yönal Hindilerden, Melih Aktan
doi: 10.25002/tji.2020.1240  Sayfalar 6 - 12
Giriş: Kronik lenfositik lösemi (KLL), olgun B lenfositlerin malign dönüşümünden kaynaklanan ve erişkinlerde en sık görülen lösemi tipidir. KLL, CD5+CD19+ hücrelerin kan ve kemik iliğinde birikmesi ile karakterizedir. CD8+ T lenfositler hücre içi patojen ve tümöre karşı immün yanıtta, CD4+ T immün yanıtın düzenlenmesinde rol almaktadır. T foliküler (Tfol) hücreler, hem salgıladıkları sitokinler hem de yüzey molekülleri aracılığı ile B lenfositleri uyararak afinite olgunlaşmasını ve izotip dönüşümünü sağlar. Bu çalışmada KLL tanısı almış hastaların periferik kan örneklerinde CD4+ ve CD8+ T lenfositleri ve CD3+CD4+CXCR5+ Tfol hücre oranları sağlıklı bireyler ile karşılaştırılmış, evre ve hastalık seyri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza 37 KLL hastası ve 16 sağlıklı kontrol dâhil edilmiştir. Olgulardan elde edilen periferik kan örneklerinde CD4+ T, CD8+ T ve Tfol lenfosit oranları akan hücre ölçer ile analiz edilmiştir. Sonuçlar: Hastalarda lenfosit kapısı içerisinde CD4+T, CD8+T ve Tfol lenfosit oranları düşük olarak gözlenirken, T hücreleri içerisinde CD3+CD4+T (yardımcı T hücre) oranının azaldığı, CD8+T (sitotoksik T hücre) ve Tfol lenfosit oranlarının ise arttığı gözlenmiştir. T hücre alt gruplarında gözlenen değişikliklerin hastalığın klinik seyri ile ilişkisi bulunmamıştır. Tartışma: Hastalarda gözlenen yüksek CD8+ T lenfosit ve Tfol hücre oranlarının hastalığın klinik seyri için prognostik bir belirteç olamayacağı gösterilmek ile birlikte, hastalığın bir sonucu olarak artan Tfol hücre oranı lösemik B hücrelerinin yaşaması, proliferasyonu ve bu hücrelerde kromozomal delesyonlar ile ilişkili olduğu düşünülen enzimler için gerekli sitokinlerin kaynağı olabilir.
Introduction: Chronic lymphocytic leukemia (CLL) that arises by malignant transformation of mature B cell is the most common leukemia in elderly. CLL is characterized by accumulation of CD5+CD19+ cells in the peripheral blood and lymphoid organs. While CD8+ T lymphocytes response intracellular pathogen and tumor, CD4+ T lymphocytes regulate immune response. T follicular (Tfol) cells stimulate affinity maturation and class-switch recombination in B lymphocytes due to cytokine and surface molecules. In this study, we aimed to investigate CD4+T, CD8+T and CD3+CD4+CXCR5+ follicular T (Tfol) cells in the peripheral blood of the CLL patients compared to healthy controls. Materials and Methods: Peripheral blood samples were collected from 37 patients with CLL and 16 healthy subjects. CD4+ T, CD8+ T and Tfol cells in peripheral blood samples were analyzed by flow cytometry. Results: CD4+ T, CD8+ T and Tfol cells were decreased in all lymphocyte population, CD4+T cells are decreased, and CD8+ T and Tfol cells are increased but in T cell population. There was no differences T cell subgroups and clinical outcome. Conclusions: Although the high CD8+ T lymphocyte and Tfol cell ratios observed in patients may not be a prognostic marker for the clinical course of the disease, the increased Tfol cell ratio as a result of the disease may be the source of the cytokines required for the survival and proliferation of leukemic B cells and the induction of enzymes that were though to be associated with chromosomal deletions in these cells.

DERLEME
4.
İmmün Sistemin Doğuştan Kusurları ve Korona Virüs Pandemisi
Inborn Errors of Immunity and Coronovirus Pandemic
Yıldız Camcıoğlu
doi: 10.25002/tji.2020.1248  Sayfalar 13 - 20
İmmün sistemin doğuştan kusurları veya primer immün yetersizlikler (PİY) yineleyen ve ağır enfeksiyon hastalıkları, otoimmün, otoenflamatuvar, allerjik hastalıklar ve kanser hastalığı ile tanımlanan heterojen hastalıklar grubudur. Patojenlere karşı immün yanıtları bozuk olan bu hastaların, 180’den fazla ülkeye yayılan ölümcül yeni korona virus (SARS-CoV-2) enfeksiyon hastalığı (COVID-19) için yüksek risk taşımaktadırlar. COVID-19’un, başlıca iki grupta hayatı tehdit ettiği bildirilmektedir; birinci grupta yaşlılar (>65 yaş), ikinci grupta ise immün yetersizlikler dâhil, hipertansiyon, kardiovasküler hastalık, kronik akciğer, böbrek, karaciğer hastalığı, diyabet ve obezite gibi eşlik eden hastalıkları olan kişiler yer almaktadır. Bu yazının amacı, PİY hastalarını izleyen hekimlere, virüs, virüsün bulaş yolları, COVID-19’un klinik belirtiler, tanı yöntemleri, tedavi seçenekleri hakkında yeterli ve doğru bilgileri sunmak, hastaları COVID-19’dan korumak için alınması gereken önlemleri vurgulamaktır. COVID-19 tedavisinde etkin ilaçların olmadığı ve henüz virüse karşı aşı bulunmadığı için, PİY hastaları SARS-CoV-2 enfeksiyonu ile mücadelede özellikle hijyen kurallarına ve koruyucu önlemlere sıkıca uymalıdırlar.
Inborn errors of immunity (IEI) are a heterogeneous group of diseases, typically characterized by recurrent ve severe infections, autoimmunity, autoinflammatory, allergic diseases and cancer. Since their immune response to pathogens are impaired, they have high risk for severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2) infection, which has spread more than 180 countries. It is reported that two groups of people were prone to life-threatening coronavirus disease 2019 (COVID-19): aged (>65 years of age) and people with comorbidities such as hypertension, cardiovascular diseases, chronic lung, renal and liver diseases, diabetes mellitus, obesity, including immunodeficiencies. The aim of this paper is to present information about the new coronavirus, modes of transmission, clinical findings, diagnostic procedures, treatment modalities of COVID-19 to the physicians who is caring patients with primary immunodeficiency. Patients with primary immunodeficiencies, must exclusively rely on hygiene and protective measures to combat SARSCoV- 2, since vaccines or effective antiviral treatments against COVID-19 are still not available.

5.
Eozinofilik Özofajit ve Tıbbi Beslenme Tedavisi
Eosinophylic Esophagitis and Medical Nutrition Treatment
Menşure Nur Çelik, Efsun Karabudak
doi: 10.25002/tji.2020.1169  Sayfalar 21 - 28
Eozinofilik özofajit (EoÖ), çocuklarda ve genç erişkinlerde sık görülen özofagus fonksiyon bozukluklarının önde gelen nedenlerinden birisidir. EoÖ patogenezinin altında yatan moleküler mekanizmalar açığa çıktıkça, hedefe yönelik tedaviler klinik öncesi ve klinik çalışmalarda geliştirilip değerlendirilebilmektedir. Hastalar için mevcut tedavi stratejilerin temelinde, Tip 2 Yardımcı T Hücresi (Th2) bağışıklık yolağının antijenik uyarımını ortadan kaldırmak, enflamasyonu ve patolojik doku onarımını kontrol etmek için diyet modifikasyonu üzerine odaklanılmaktadır. Diyet modifikasyonu, eozinofilik özofajiti olan hastalarda etkili ve güvenli olması nedeniyle önerilmektedir. Önerilen çeşitli diyet modifikasyonları elemental diyet, ampirik eliminasyon diyetleri ve allerji testine dayalı eliminasyon diyetleridir. Zayıf lezzet, ciddi diyet kısıtlamaları, özel ürün gerekliliği gibi yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle bu diyet modifikasyonlarının sürdürülmesi zor olmaktadır. Bu nedenle, tedavi stratejilerinin karmaşıklığı ve sık takipler, hasta bakımının optimizasyonu için multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir.
Eosinophilic esophagitis (EoE) is one of the leading causes of esophageal dysfunction in children and young adults. Molecular mechanisms underlying the pathogenesis of EoE are revealed and targeted therapies can be developed and evaluated in preclinical and clinical studies. The current treatment strategies for patients focus on diet modification to control the inflammation and pathological tissue repair, to eliminate the antigenic stimulation of the T helper type 2 cell (Th2) immune pathway. Dietary modification is recommended for its efficacy and safety in patients with eosinophilic esophagitis. Various dietary modifications include elemental diet, empirical elimination diets and elimination diets based on allergy testing. These dietary modifications are difficult to maintain due to their negative effects on quality of life, such as poor flavor, severe dietary restrictions, and the need for specific products. Therefore, the complexity of treatment strategies and frequent follow-up require a multidisciplinary approach to optimize patient care.

6.
Verem Aşısı Uygulayan Ülkelerin Bireyleri SARS-CoV-2 Virüsünün Yol Açtığı Enfeksiyona Karşı Daha Dirençli Olabilir mi?
Could Individuals From Countries Using BCG Vaccination Be Resistant to SARS-COV-2 Induced Infections?
İhsan Cihan Ayanoğlu, Emre Mert İpekoğlu, Volkan Yazar, İsmail Cem Yılmaz, İhsan Gürsel, Mayda Gürsel
Sayfalar 29 - 36
SARS-CoV-2 vakalarının yetersiz sağlık sistemine sahip ülkelerde beklenenin altında olması kafalarda soru işareti yaratmaktadır. Burada biz farklı ülkelerin benimsediği verem (BCG) aşısı politikalarındaki ve aşılamadaki suş tercihlerindeki farklılıkların SARS-CoV-2’nin bulaşma modeli ve/veya COVID-19 ile ilişkilendirilen hastalık ve ölüm oranlarını etkileyebileceği hipotezini öne sürmekteyiz. Ayrıca SARS-CoV-2’ye özgü bir aşı geliştirilene kadar, enfeksiyona yakalanma riski yüksek olan popülasyonların BCG aşısı ile bağışıklanması ile yeni korona virüse karşı özgül olmayan heterolog bir koruma sağlanabileceğini öne sürmekteyiz. İncelemelerimiz sonunda BCG aşısı kullanan ülkeler arasında en iyi COVID-19’dan korunma sağlayanların özellikle Grup I tipi BCG aşılaması uygulayan ülkeler olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bunların arasında ise Rusya suşunu kullanan ülkelerin diğer BCG aşısı kullanan ülkelerden daha da iyi korunma düzeyi gösterdikleri anlaşılmaktadır.
The lower than expected number of SARS-CoV-2 cases in countries with fragile health systems is puzzling. Herein, we hypothesize that BCG vaccination policies and vaccine strain preferences adopted by different countries might influence the SARS-CoV-2 transmission patterns and/or COVID-19 associated morbidity and mortality. We also postulate that until a specific vaccine is developed, SARS-CoV-2 vulnerable populations could be immunized with BCG vaccines to attain heterologous nonspecific protection from the new coronavirus. In the lights of our investigations the most resistant countries appear to be the ones using Group I BCG strain. Within these countries, however, those who employs Russian strain is even more protected against COVID-19 infection.

LookUs & Online Makale