e-ISSN 2147-8325
Volume : 6 Issue : 2 Year : 2022
Veri Tabanları
Uygulamalar
Üyelikler
TÜRK İMMÜNOLOJİ DERGİSİ - Turk J Immunol: 6 (2)
Cilt: 6  Sayı: 2 - 2018
ORIJINAL ARAŞTIRMA
1.
Kronik Rinosinüzitte İnterferon-g ve İnterlökin-4 İfadesi
Interferon-g and Interleukin-4 Expression in Chronic Rhinosinusitis
Bestari Jaka Budiman, Surya Azani, Effy Huriyati, Dolly Irfandy, Andani Putra
doi: 10.25002/tji.2018.564  Sayfalar 47 - 51
Giriş: Bu çalışmada nazal polipi olan ve olmayan kronik sinüzitli (KZ) hastalarda interferon-? (IFN-?) düzeylerinin saptanması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada KZ’i bulunan 27 çift hastanın patolojik piyesleri irdelendi. IL-4 ve IFN-? ölçümleri, medial nazal konkadan elde edilen sürüntü örneklerinde gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi kullanılarak yapıldı. Saptanan gen kopya sayılarının logaritmaları karşılaştırıldı. Bulgular: Nazal polipi olan KZ hastalarında Il-4 ve IFN-? seviyeleri, aynı hastalığı olan nazal polipsiz olguların düzeylerine göre daha yüksek bulundu ancak, aradakı fark istatistiksel olarak anlamlı değil idi (sırasıyla, p=0.596 ve 0.346). Sonuç: Nazal polipi olan KZ’li hastalardaki Il-4 ve IFN-? düzeyleri, polipi olmayanlara göre daha yüksek olmak ile birlikte aradaki fark anlamlı değildir.
Introduction: This study aims is to determine the Interleukin-4 (IL-4) and Interferon-? (IFN-?) expression in Chronic rhinosinusitis (CRS) with and without nasal polyps. Matarial and Methods: In the study, we analyzed the findings of 27 pair pathologic specimens of patients with CRS. Concha nasalis media smear was used to determine the IL-4 and IFN-? expression by real-time polymerase chain reaction (RT-PCR). Data were analyzed by cytokine gene absolute log copy number (CN). Results: Both IL-4 and IFN-? in patients with CRS with nasal polyps CN mean Log of CRS with nasal polyps were higher (15.28±3.92 and 8.54±2.96, respectively) than those of CRS without polyps (14.65±4.65 and 7.57±1.82, respectively), but this was not statistically significant (p=0.596, 0.346 respectively). Conclusion: IL-4 and IFN-? absolute expression level are higher in CRS with nasal polyps than those who had CRS without nasal polyps, but this was not statistically significant (p>0.05).

2.
Akne Vulgaris’te IL-12, IL-17 ve LL-37 Düzeyleri
Levels of IL-12, IL-17, and LL-37 in Acne Vulgaris
Sinta Murlistyarini, Yasmina Kumala, Yıli Megasasi, Evawani Rahadini
doi: 10.25002/tji.2018.761  Sayfalar 52 - 56
Giriş: Akne vulgaris, Propionibacterium acnes’i (P. acnes) de içeren bir grup bakterinin pilosebase üniteyi infekte etmesi ile oluşan kronik yangı ile oluşmaktadır. Artan P. acnes kolonizasyonu toll benzeri reseptör (‘toll-like receptör; TLR)- 2’ye bağlı interlökin (Il)-12, katelisidin (LL-37) ve Th-17-ye bağlı Il-17 üretimini artırır. Bu çalışmada, değişik şiddette AV’i olan hastaların serumundaki Il-12, Il-17 ve LL-37 düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Gereçler ve Yöntemler: Çalışma çapraz-kesit irdeleyici bir gözlem çalışmasıdır. Olgular, Global Akne Derecelendirme Sistemi ölçütlerine göre örneklenmiş ardışık hastalardır. İstatistiksel test olarak tek yönlü varyans ile irdelenmiş Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Hafif şiddetteki AV olan hastalardaki serum Il-12, Il-17 ve LL-37 düzeyleri sırası ile 50.65±6.38, 119.07±24.61, and 180.26±112.92 IU/mL olarak saptandı. Orta şiddette AV’si olan hastalarda ortalama Il-12, Il-17 ve LL-37 seviyeleri sırası ile 47.82±6.51, 132.52±19.41 ve 165.91±82.08 IU/mL iken, bu değerler, ağır AV’si olan olgularda 48.78±4.93, 208.34±35.38, 259.50±130.88 IU/mL ve çok ağır AV’li hastalarda ise 39.63, 251.29 ve 113 IU/ mL idi. Serum Il-12 (p=157) ve LL-37 (p=0.434) seviyeleri açısından gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yok iken, Il-17 seviyleri bakımından aradaki fark istatistiksel açıdan anlamlı (p<0.001) bulundu. Sonuç: Farklı şiddette AV olan hastalarda, seru
Introduction: Acne vulgaris (AV) is a chronic inflammatory disease of the pilosebaceous unit with a multifactorial pathogenesis, which includes colonization of Propionibacterium acnes (P. acnes). Increased P. acnes colonization causes a Toll-like receptor (TLR)-2-dependent increase in the production of interleukin (IL)-12 and cathelicidin (LL-37), and a Th-17-dependent increase in interleukin (IL)-17. This study aimed to investigate the relationship between IL-12, IL-17, and LL-37 from patient’s serum and various severities of AV. Materaials and Methods: This study was an analytic observational cross-sectional study. Subjects were enrolled using the consecutive sampling method and assigned according to the Global Acne Grading System (GAGS) criteria. Statistical analysis was performed with one-way analysis of variance and Kruskal-Wallis tests. Results: Mean levels of IL-12, IL-17, and LL-37 in the serum in mild AV were 50.65±6.38, 119.07±24.61, and 180.26±112.92 IU/mL, respectively. The mean levels of IL-12, IL-17, and LL-37 in moderate AV were 47.82±6.51, 132.52±19.41, and 165.91±82.08 IU/mL, respectively. The mean levels of IL-12, IL-17, and LL-37 in severe AV were 48.78±4.93, 208.34±35.38, and 259.50±130.88 IU/mL, respectively. In very severe AV IL-12, IL-17, and LL-37 levels were 39.63, 251.29, and 113 IU/mL, respectively. There were no significant differences between the serum levels of IL- 12 (p=0.157) and LL-37 (p=0.434) in the different severities of AV, whereas there was a significant association between the serum levels of IL-17 and the severity of AV (p<0.001). Conclusion: IL-17 is associated with severity of acne vulgaris, while no-association was found between the severity of the disease and IL-12 or LL-37.

3.
Wistar Sıçanlarındaki Kıkırdak Boşluklarının Doldurulmasında Göbek Kordonu Kökenli Kök Hücrelerinin Anlamlı Etkisi
The Significant Effect of Conditioned Medium of Umbilical Cord Mesenchymal Stem Cells in Histological Improvement of Cartilage Defect in Wistar Rats
Bintang Soetjahjo, Mohammed Hidayat, Hidayat Sujuti, Yuda Heru Fibrianto
doi: 10.25002/tji.2018.682  Sayfalar 57 - 64
Giriş: Mezenkimal kök hücreler, bir çok dokuda da bulunan ve kıkırdak hasarının iyileştirilmesi de dahil bir çok hastalığın tedavisinde kullanılabilecek çok farklı hücrelere dönüşebilen kök hücrelerdir. Bu çalışmada, göbek kordonundan elde edilmiş ve geliştirici doku kültürü medyumunda zenginleştirilen kök hücrelerin sıçanlardaki hasarlanmış kıkırdak tamirindeki etkisi araştırıldı. Gereçler ve Yöntemler: Yirmi dört adet 3 aylık erkek sıçan, 2,3 ve 4 aylık aralık ile değerlendirilen 3’ü kontrol 3’ü deney 6 gruba ayrıldı. Uygulanan işlem (tedavi) 5 kez tekrar edildi. Göbek kordonukök hücreleri 19 günlük hamile sıçandan elde edildi. Sıçanlarda, Kirschner teli kullanarak, el ile ve mekanik olarak, femur iç kondilinde bir boşluk oluşturuldu (D:-1mm; h:-1 mm). Tedavi gruplarında, kıkırdakta bir boşluk oluşturulduktan sonra sıçanlara doku medyumu içinde bekletilmiş kök hücreleri 1ml/kg (vücud ağırlığı) olacak şekilde haftada 5 kez olacak şekilde verildi. Kondrositlarin oluşumu ve fibröz doku, histopatolojik olarak Hemotoxylin-Eosin boyaması kullanılarak irdelendi. Veriler, O’Driscoll ölçütü kullanılarak ve SPSS 16.0 yazılımı ile Kruskal-Wallis testi yapılarak irdelendi. Bulgular: Geliştirici doku sıvısının içinde gelişen mezenkim kök hücreleri, Wistar sıçanlarda oluşturulan kıkırdak hasarını onarmada daha yüksek doku oluşumu, yüzey düzenliliği, yapısal bütünlük, bitişik kıkırdağa bağlanma ve yeni kıkırdak oluşumunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde etkili oldu. Kontrol grubuna göre çalışma grubunda komşu kıkırdak dokusuna bağlanma istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p=0.028). Ancak, oluşan doku skoru (p=0.064), yüzey düzenliliği (p=0.064), yapısal bütünlük (p=0.075) ve yeni oluşan doku (p=0.088) ölçümlerinde, iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı. Dördüncü ayda yapılan incelemelerde, kollajen ifadesinin 2. ve 3. aylardaki irdelemelere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede farklı olduğu saptandı. Sonuç: Kültür ortamına mezenkimal kök hücrelerin eklenmesi hasarlanmış kıkırdak dokusunun tamirini kolaylaştırır.
Introduction: Mesenchymal stem cells are multipotent cells present in multiple tissues that have potential for future disease treatment including cartilage damage. This study was aimed to investigate the effect of conditioned medium of umbilical cord stem cells in improving the histological conditions of damaged cartilage in rats. Materials and Methods: Twenty-four of 3-month old male rats that were divided into 6 groups (3 control groups and 3 treatment groups) with different evaluation time (month 2, month 3, and month 4). Treatment in each group was repeated 5 times. The cartilage defect was induced manually and mechanically at the medial condyle of rats’ right femur using a Kirschner Wire (D=1.0 mm; h=1.0 mm). The umbilical cord stem cell cultures were obtained from pregnant rats (19 days). Rats in treatment groups were injected with mesenchymal stem cell-conditioned medium (1 mL/kg BW) 5 times with interval a week after cartilage defect. Histopathological examination of chondrocytes formation and fibrosis tissues was done through Haematoxylin Eosin staining. Data were assessed with O’driscoll scoring and analyzed statistically using Kruskal-Wallis test with SPSS 16.0 software statistically using Kruskal-Wallis Test with SPSS 16.0 software. Results: The conditioned medium of umbilical cord mesenchymal stem cells was able to repair the damage in cartilage tissue of Wistar rats. It is indicated by the higher score of nature of predominant tissue, surface regularity, structural integrity, bonding with adjacent cartilage and the level of new tissue formed in the treatment group compared to control group. Statistically, there is a significant difference of bonding to the adjacent cartilage score (0.028, p<0.05) in treatment group than in control group. There is no significant difference of nature of the predominant tissue score (0.064, p>0.05), surface regularity (0.064, p>0.05), structural integrity (0.075, p>0.05), level of newly formed tissue (0.088, p>0.05). Conclusion: The supplementation of conditioned medium of umbilical cord mesenchymal stem cell ameliorate the repair of damaged cartilage.

4.
İnsan Zona Pellusidasına Karşı Oluşturulmuş Antikorların Farelerde Luteinizan Hormon Reseptörü İfadesi, Estradiol Seviyesi ve De Graaf Folikülleri Sayısına Etkisi
Effect of Monoclonal Antibody to Human Zona Pellucida 3 in Luteineizing Hormone Receptor Expression, Estradiol Levels and de Graaf Follicles Quantity in Mice
Dintya İvantarina, Sanarto Santoso, Sutrisno Sutrisno
doi: 10.25002/tji.2018.463  Sayfalar 65 - 74
Giriş: Bu çalışmanın amacı, insan zona pellucidasına karşın oluşturulmuş antikorların (Mab-hZP3), luteinizan hormon (LH) reseptörü, estradiol seviyesi ve mus musculus farelerinde de Graaf foliküllerinin sayısına olan etkisini araştırmaktır. Gereçler ve Yöntemler: Çalışma, kontrol grubunun olduğu, işlem sonrası ölçümlerin yapıldığı yöntem ile yapıldı. Kontrol grubuna Tris HCl içinde adjuvan verilir iken, çalışma gruplarına sırası ile 20 µg, 40 µg ve 60 µg dozlarında Mab-hZP3 verildi ve 10 ve 20. günlerde ölçüm yapıldı. LH reseptörü, estradiol seviyesi ve de Graaf foliküllerinin sayıları sırası ile immünohistokimyasal test ile ELISA metodu kullanılarak ve hemotoksilen-eozin boyaması ile saptandı. Bulgular: Ölçümler, 20 ila 60 µg arasındaki dozlarda uygulanan Mab-hZP3’ün 10-20 günlük gözlemlerde LH reseptörü ifadesini, estradiol seviyelerini ve de Graaf folikülü sayılarını değiştirmediğini gösterdi. Bu durum, kullanılan monoklonal antikorun özgüllüğü ile ilişkili idi. Sonuç: Mab-hZP3 LH reseptörü, estradiol seviyelerini ve de Graaf folikülü sayılarını düşürmez ve böylece folikül oluşumu ve hormon düzeylerini etkilemez. Bu bulgulara göre, Mab-hZP3’ün güvenilir bir bağışıklık temelli doğum kontrolü yöntemi olduğu belirtilebilir.
Objective: This research aimed to evaluate effect of monoclonal antibody to human Zona Pellucida 3 (Mab-hZP3) on luteineizing hormone (LH) receptor expression, estradiol levels and de Graaf follicles quantity of mus musculus mice ovaries. Materials and Methods: True experiment post test only control group design was used as research method. Treatments used were control (adjuvant in Tris HCl), and Mab-hZP3 with dosages of 20 µg, 40 µg and 60 µg which tested on day 10, 15 and 20. Luteineizing hormone (LH) receptor, estradiol level and the number of de Graaf follicles measurement were done by immunohistochemical test, ELISA method, and hematoxilin eosin staining, respectively. Results: The results showed that there was no significant difference found on Mab-hZP3 interaction between 20 µg-60 µg dosages and 10–20 days of observation time towards LH receptor expression, estradiol level and and the number of de Graaf follicles. This was related to specificity of monoclonal antibody used. Conclusion: Mab-hZP3 did not lower LH receptor expression, estradiol level and the number of de Graaf follicles quantity, which means that Mab-hZP3 did not interfere at folliculogenesis and not altering hormones profile. It can be concluded that Mab-hZP3 has the potential to be a safe immnocontraception material.

DERLEME
5.
Sialik Asit ve İmmün Regülasyondaki Rolü
Sialic Acid and Its Role in Immune Regulation
Nazlı Ecem Dal
doi: 10.25002/tji.2018.610  Sayfalar 75 - 83
İmmün sistemde inhibitör sinyal kaybı, otoimmünitenin önemli sebeplerinden biridir. Sialik asit-tanıyan İmmünoglobulin Süperailesi Lektinleri ya da kısa adıyla “Siglec’ler” büyük oranda hematopoietik hücrelerde ifade olan hücre yüzey proteinleridir ve bu proteinlerin büyük çoğunluğu immün sistem hücrelerinde ifade olarak, sialik asit içeren ligandlara bağlanmakta ve inhibitör reseptörler olarak rol oynamaktadır. Bu reseptörler, immün sistem hücrelerinin sınırlanmasına katkı sağlayan inhibitör sinyaller üretmekte ve organizmayı otoimmüniteden korumaktadır. Siglec’ler özellikle B lenfositlerde olmakla birlikte, T lenfositlerde de ifade olmakta ve immün regülasyondaki önemi nedeniyle Siglec’lerin terapötik ajanlar olarak kullanımını hedefleyen çalışmalar hızla artmaktadır. Bu bağlamda, bu derlemede sialik asidin yapısal özellikleri ile birlikte, sialik asit içeren ligandları bağlayan reseptörler olan Siglec’lerin B ve T lenfositlerdeki rolleri ile bağlantılı olarak otoimmünitedeki rolü ve terapötik ajan olarak kullanım yolları özetlemiştir
The inhibitory signal loss in the immune system is one of the important causes of autoimmunity. The Sialic acidrecognizing Immunoglobulin Superfamily Lectins or shortly “Siglecs” are cell surface proteins that are substantially expressed in hematopoietic cells. The vast majority of these proteins are expressed in the immune system cells, and are attached to sialic acid-containing ligands and act as an inhibitory receptor. These receptors produce inhibitory signals that contribute to the inactivation of the immune system cells and protect the organism from autoimmunity. Siglecs are expressed on T lymphocytes, particularly B lymphocytes and studies targeting the use of Siglecs as therapeutic agents due to their role in immune regulation are increasing rapidly. Hence, this review summarizes the structural features of sialic acid as well as role of Siglecs in autoimmunity in conjunction with their function in B and T lymphocytes as a sialic acid binding receptor, and also use of Siglecs as therapeutic agents.

OLGU SUNUMU
6.
Metoklopramide Bağlı Olarak Gelişen Kounis Sendrom: Olgu Sunumu
A Patient Diagnosed with Kounis Syndrome due to the Metoclopramide: A Case Report
Hüseyin Semiz
doi: 10.25002/tji.2018.717  Sayfalar 84 - 86
Bu olgu sunumunda, 23 yaşındaki, bilinen herhangi bir kronik hastalığı veya daha önce geçirilmiş allerjik reaksiyon ya da anaflaktik reaksiyon öyküsü olmayan ve şiddetli bulantı nedeniyle acil servise başvuran 14 haftalık hamile bir bayan hastada, antiemetik olarak uygulanan metoklopramide bağlı olarak gelişen anaflaktik reaksiyon sonrası başlayan göğüs ağrısı olması nedeniyle tanı konulan vazospastik anginal form Kounis sendromundan bahsedilmiştir. Kliniğimizde izleme alınan fizik muayenesi ve klinik bulguları normale dönen hasta, tedavisiz altı ay aralıklarla takibe alındıktan sonra, ilk poliklinik takibinde, fizik muayenesi ve yapılan tetkikleri normal saptanmıştır. Şu anda, hastanın ilk başvurusundan itibaren yaklaşık sekiz ay geçmiş olup ve poliklinik takibi devam etmektedir.
In this case report, we mentioned that; a 23 years old and 14 week pregnant woman with no history of anaphylactic or allergic reaction and chronical disease admitted to the emergency department for severe nausea, diagnosed with the vasospastic anginal form of the Kounis syndrome because of the chest pain starting after anaphylactic reaction. We followed the patient with normal physical examination and clinical findings at intervals of six months without treatment. Following the first outpatient clinic, the physical examination and the laboratory tests were normal. At this time, approximately eight months have passed since the patient’s first application and the follow-up to the outpatient clinic is ongoing

LookUs & Online Makale